Isabel Sosa

Isabel Sosa’nın saçları…
Nasıl da sarıp sarmalıyor adamı.
Boğuldukça boğuluyor insan,
Birinin ölümü onun saçlarından olsa gerek.

Cadde üzerinde parmak uçları ile dokunuyorken,
Gri, kirli kaldırımlara,
Ay ışığı misali parlıyordu o gece teni.
Beyaz işlemeli bir elbise vardı üzerinde,
Omuzlarında ince telli,
Kar gibi bembeyaz teni.

Eğilip tapınmak gerekirdi bacaklarına,
Sütun gibiydiler aslında.
Hangi Tanrı’nın tapınağı,
Tanrı lütfu kaya gibiydiler adeta.

Ağızında ince bir sigara,
Ellerini sarıp sarmalayan,
Kadife bir eldiven.
Güneşi takıp takıştırmıştı parmaklarına.
Asil kadındı Isabel Sosa…

Şöyle bir salınıverirdi sokağın başında,
İt gibi titrerdik hani güzelliğinin karşısında.
Güzelliği bir kenara,
Kokusu yeterdi eriyip yok olmaya.

Saçlarını savuştururdu rüzgara karşı.
Güller düşer kururdu dallarından.
Serçeler unuturdu bildikleri her ne varsa,
Bir sardunya kokusu sarardı şehri baştan aşağıya.
Bahar gibi kadındı…
Bahar gibi taze,
Ilık,
Yeniden aşık oldururcasına.

Rasim Dahiloğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: